
Keyif Meselesi
Tan Morgül ve Levon Bağış, "Keyif Meselesi"nde az biraz vaktinizi çalıyor ve ehlikeyf hikâyeler anlatıyor. Kimi zaman ciddileşiyor, çokça keyifleniyor, illaki dertleniyor, sonra yeniden keyifleniyor; bazı bazı da hayalleniyor. Ama her durumda "keyif işini" ciddiye alıyor ve insanlık durumlarına halleniyorlar; kerterizlerini İstanbul'dan alarak. Sarhoş maymunlar, balıkçı şamanlar, amfora diplerinde izler, kahve fallarında haritalar gibi çeşitli konuları ele alıyorlar.
Bölümler
Bir "Dram" Cin: Madam Geneva'nın Şaşaalı Hayatı
Hollandalı simyacıların ardıçla doldurduğu jenever fıçılarından Oranjlı William’ı İngiltere tahtına taşıyan Şanlı (ve cinli) Devrim'e, Hollanda'nın baharatlı, maltlı jeneverinden İngiltere'nin sert ve aromatik London Dry'ına evrilen, kısa ama köklü ayrıma, Londra’nın bodrum katlarında saman üstünde ‘istiflenen’ sarhoşlara, dram-evlerinin önlüklü kadın satıcılarından Hogarth'ın Gin Lane'iyle simgel
Beyazin Izinde: Retsinadan Miskete
Homeros'un "şarap rengi” denizinde beyaz şarabın adı neden hiç geçmez, Hippokrates onu hangi hastalığa reçete eder, Plinius şarabı albus'tan fulvus'a dört renge ayırırken hangi kehribar tonları kasteder, Kos'un tuzlu beyazından toprağa gömülü dolium küplerine ve bugün hâlâ Gürcistan'da nefes alan qvevri'lere, Retsina'nın çam reçinesinden Burgundy'nin Chardonnay’sine, Ren'in Riesling'inden Santorin
Bira: Binlerce Yıllık Eşlikçi
İnsan uygarlığının en uzun muhabbeti. “Ekmek mi önce bira mı?”, yoksa Patrick McGovern'ın da altını çizdiği üzere, aynı fermantasyonun iki ayrı formu mu? Raqefet'in 13.000 yıllık taş dibeklerinden Shubayqa'nın kömürleşmiş ekmeğine, ateş çevresinde anlatılan ilk hikayelere eşlikten, Ninkasi ve Sabazios kültlerine; Mısır'ın piramit işçilerinin günlük erzağından Yunan'ın "barbar içeceği" damgasına, a
Maç Günü: Tarihten tezgaha
Papazın Çayırı'ndan Pazar Ligi'ne, Pera-Tatavla'dan Atina'ya... Erken dönem futbolcuları; İngiliz gemiciler, Rum bakkallar, Ermeni jimnastikçiler ve Hasköy'ün Musevi gençleri. Abdülhamid'in yasağını delip "Siyah Çoraplılar" adıyla gizlice top koşturan Müslüman gençlerden, Meşrutiyet'in verdiği nefesle doğan Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe'ye; 1922'de Fransa turnesine çıkıp bir daha dönmeyen Pe
Şampanya: Yıldızları Tatmak
Tarladan ordugâha, Champagne'ya; 451'den 1914'e, 1918'den II. Dünya Savaşı'na — kanlı savaşların suladığı, yağma ve işgallerin yıktığı bu bölgede "kampanya"yı kuruyoruz. "Şeytanın şarabı" diye köpüğü lanetleyen Dom Pérignon'dan rémuage sehpasıyla köpüğe sahip çıkan Madam Clicquot-Ponsardin'e, Çar için kristal şişede üretilen Cristal'den 1928'de Stalin'in halkçı Sovetskoye Şampanskoye'sine, 1911 ba
Kahvaltının Şampiyonları – Sabahın Bir Sahibi Var
Homeros'un akratoslu sofrasından Romalıların şafakta atıştırdığı ekmek, peynir, zeytin ve muslumla şenlendirilmiş sulandırılmış şaraptan oluşan ientaculum'a; "ieiunium" yani orucu bozma fiilinden doğup déjeuner, breakfast olarak aynen devam eden; porridge, kippers, ekmek ve biralı sabahlardan Viktoryen dönem jambonlu yumurta, sosis, fasulyeyle bugünkü full English'e; Osmanlı'nın
İnancın Lezzeti – Şehrin ortak kerameti
İstanbul’un itikatlarından, bayram sofralarına çok kültürlü ve “inançlı” mutfak hafızasına doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Ramazan pidesinin on bir ay boyunca sabırla beklendiğinden yola çıkıp, ramazan ayı boyunca kapalı meyhanelerin müdavimlerine yolladığı zarif "Unutma Beni Dolması"nın ardındaki vefayı konuşuyoruz. Rumların Büyük Oruç öncesi sokakları neşeyle inlettiği Baklahorani karnavalının co
Lüfer Devri: En Uzun Boğaz Resitali
Ahmet Rasim'e referansla diyoruz ki; "Lüfer sözünü duyup da bir parça olsun dönüp bakmayacak İstanbullu farz edemem". Dönüp, itinayla bakıyor ve Asaf Muammer'in "Lüfer Devri" ilan ettiği o zarif sandal âlemlerine, Tanpınar'ın "İstanbul'un operasını yaşadığımı biliyordum" dediği şehr-ayinlerine bağlanıyor mehtaplı gecelerde sigara ateşini avucuna saklayan Boğaz beylerine kulak kabartıyoruz. T
Arkası Yarın: Yüzyıllık Radyo Keyfi
Cephe gerisinden direniş yayınlarına ve bugün hâlâ daha gezegenin her yerinden yükselen bağımsız muhalif yayınlara… Sirkeci Postanesi'nin kapısındaki hoparlörden Anadolu'ya uzanan vericilere, "arkası yarın"ın gece yarısı meraklarından, TRT'nin tek merkezli seslerine ve 1990'ların gürültülü çoğulculuğuna, oradan 94.9 FM'de "kâinatın tüm seslerine" açık 29 yıla, ve devam-i "her zama
Pastane Mirası: İstanbul'un tatlı hafızası
19. yüzyıl ortasında modernleşmenin ilk adımları Paris tarzı kafelerin Pera sokaklarında açılmasıyla atıldı, ardından bu mekanlar İstanbul'a özgü pastane kültürüne dönüştü. Sakızlı şekercilerden Patisserie de Pera'nın Avrupa şıklığına, Hacı Bekir'in lokum kutularından Saray'ın özel mandırasına, Harry Lenas'ın cup grillé'sinden Café Riche'in alafranga masalarına, Sait Faik'in Lebon köşesinden İnc
Gazino Yılları: Cumhuriyetin parıltılı "müzik kutuları"
İşgal yıllarının Eftalipos sahnesinden, Amerikalı "siyah Rus"un Maksim’ine ve oradan Fahrettin Aslan'ın "Gazinocular Kralı" tahtına, Taksim Belediye'nin modernleşme şatafatından Fener İskelesi’nin Kâğıthane âlemlerine, kadınlar matinesinin dolmalı sofralarından, Zeki Müren'in salıncaklı sahne inişine, kabadayı masalarından aile programlarına, Bebek Bahçesi'nin ulu çınarlarından Caddebostan'ın
Yemekli Vagonlar: Ray Üstü Meyhaneler
Georges Nagelmackers'in Pullman hayalinden Şark Ekspresi'ne, Sirkeci Garı’ndan Pera Palas gecelerine, gar lokantasında başlayıp vagon masasında devam eden rakı muhabbetlerine, Agatha Christie'nin "soruşturma mahalinden" biralarının şişe şişe dizildiği öğrenci sofralarına, kerahet vaktinin kayısı rengine boyadığı Anadolu ovaları manzarasından, tipi altında anasona sarılan kış ak
Vapur İskeleleri: Denize Açılan Kapılar
Vedat Tek'in Moda'daki çini şiirinden Ali Talat Bey'in Beşiktaş'taki taş anıtına, Mihran Azaryan'ın Adalara armağan ettiği zarif yapıya, Osmanlı'nın son dönem mimari zarafetinden Cumhuriyet'in sade çizgilerine, geniş saçakların İstanbul yağmuruna meydan okumasından Kandıra taşının deniz tuzuna direnişine, kentsel belleğin canlı taşıyıcıları ve mekânsal sürekliliğin somut kanıtları olan iskele bina
Şehir Hat(tat)ları: Vapurlara Ve İnsanlara Dair
Şirketi Hayriye'den bugüne Şehir Hatlarına, Paşabahçe'den Fenerbahçe'ye, Turan Emeksiz'den Barış Manço'ya vapur isimlerine, Burhan pazarlamadan afili büfe menülerine, çay-simit-martı eşlikçiliğinde edebiyattan estetiğe, şehir kimliğinin en önemli parçası ve İstanbul'un en fiyakalı "çizeri" İstanbul vapurlarını konuşuyoruz.
Pub Keyfi – To Pint Or Not To Pint
Romalı lejyonların yol kenarı tavern’ları, alewife’ların ev antrelerinden başlayan ale satışı, dar sokaklara taşınca zorunlu hâle gelen renkli tabelalar… Pub’ı bir “mekân”dan çok bir kurum olarak ele alıyoruz: alehouse–inn–tavern hattından modern public house’a; kilise–pub–saha üçlemesinden maç günlerine, vergiler ve lisanslarla şekillenen o inatçı sosyal pozisyona kadar
Şehrin Sesi- Arka Plan Kaydı
Vapur düdüğü, sokak satıcısı, martı korosu, çocuk şamatası… İstanbul’un akustik hafızasına giriyoruz. Şehrin "arka planı"nda sesin zamanı nasıl tuttuğunu, mahalleyi nasıl kurduğunu ve kamusal hayatı nasıl renklendirdiğini konuşuyoruz.
Yılbaşı Eğlencesi – Balodan Ekrana
Pera Palas'ın ilk balosundan Maksim'in ışıltılı sahnelerine, radyo başında beklenen ajanslardan TRT'nin tek kanalında Zeki Müren'in "Gülünüz, lütfen gülünüz" dediği gecelere; Rus salatası, kestane şekeri, beyaz leblebi kokan sofralara ve tombalada piyangoya. Bu bölümde 1926'da takvimle birlikte değişen bir geleneğin, nasıl olup da İstanbul'un en mühim eğlence anlarından birine dönüştüğünü konuşuyo
Boza – En Afili Gececi
Darıyla başlayan ve İstanbul’da sokak satıcılarıyla kimliğe kavuşan mayhoş bir fermantasyon: Boza. Verimli Hilal'den Orta Asya'ya, Sibirya'dan Balkanlara, Osmanlı’dan Vefa’ya uzanan serüveni; şehrin en fiyakalı ekşilerinden biri. Kış sokaklarının en bilindik haykırışı ve tabii mekânları, yasakları, müdavimleri… Bu bölümde İstanbul’un en eski içeceğinin kısa ama yoğun hikâyesini konuşuyoruz.
Turşu – Bahçenin Hafızası
Limonlu mu, sirkeli mi, yoksa salamura mı? Belki de hepsi! Bizans’ın salgamarioslarından Osmanlı turşucularına, oradan da hanelere; İstanbul’un verimli bostanlarına ayrı bir lezzet katan şehrin rengârenk kıymetine dair. Bu bölümde şehrin turşu kültürünün nasıl oluştuğunu ve neden hâlâ bu kadar güçlü bir şekilde hafıza taşıdığını ele alıyoruz.
Palamut – Daimi Müdavim
Bir balıktan fazlası; sikkelerden en kıymetli Haliç’e kadar bulduğu her yere iz bırakmış, şehrin deniz mutfağının ve balıkçı kültürünün nişanesi olmuş bir kıymet. Antik dönem övgülerinden günümüz hüzünlenmelerine, mevsiminden boy boy isimlerine ve tabii ki horaiondan lakerdaya… Bu bölümde şehrin en ünlü müdavimine saygımızı sunuyoruz.
Deniz – Kadim Komşumuz
Başlıyoruz! Ve muhabbete en İstanbullu konu ile giriyoruz: Boğaz’ın akıntıları, Adalar’ın sükûneti, deniz banyolarından şehir plajlarına uzanan yüzme kültürü; kayık kolyeli, deniz kenarına değil, bizzat denize kurulan ve onunla birlikte var olan şehre dair. Bu bölümde “Keyif Meselesi” podcastimizde neler yapacağımızı, en sevdiğimiz “koku” eşliğinde konuşuyoruz.











